top of page

DOODLECAR

Bu işin çıkış noktası, yıllar önce klasik bir Mercedes’i boyadığım döneme dayanıyor. O zamanlar yeni yeni başlayan heryere doodle çizme dürtüm vardı; yüzeyle düşünmeden, plansız bir ilişki kuruyordum. Zamanla heykel eğitimi almaya başladım ve bu dürtü yalnızca yüzeye değil, formun kendisine yönelmeye başladı.

doodle-car-01.png
boyner15.png

Daha sonra nesneleri, Spiderman’daki Venom’u hatırlatan organik bir yapı ile kaplama fikri beni heyecanlandırdı. Sert, endüstriyel ve kusursuz görünen formların; akışkan, kontrolsüz bir yapı tarafından sarılması fikriyle objeler aramaya başladım.

 

Bu süreçte bir dönem ayakkabı tasarlıyordum. İlk obje bir ayakkabı oldu, doodle’ladım. Ama sonra modern bir Mercedes formuna yöneldim. Onu önce çizdim, sonra dijital olarak tasarladım ve 3D baskı aldım.

doodle-car-02
doodle-car-01
doodle-car-03

Heykel beklediğimden çok daha büyük ve zahmetli oldu. Aylarca macunladım, zımparaladım. İstediğim pürüzsüzlüğe ancak bir heykeltıraş arkadaşımın yardımıyla ulaştım. Boyama ve doodle aşaması ise düşündüğümden çok daha zordu. Defalarca bozup yeniden yaptım.

Sonunda Doodlecar ortaya çıktı. Bu iş, bir yüzeyi süslemekten çok; bir formu zorlayarak dönüştürme sürecinin sonucu.

İkonun Bozulması: Endüstriyel Formdan Organik Bedene

Doodlecar’da, sanat tarihinde “readymade” olarak tanımlanan yaklaşımı kendi pratiğim üzerinden yeniden ele alıyorum. Readymade, gündelik ya da endüstriyel bir nesnenin yalnızca seçilerek sanat eseri olarak konumlandırılması fikrine dayanır. Bu çalışmada ise nesneyi olduğu haliyle sunmak yerine, ona fiziksel olarak müdahale ederek bu kavramı dönüştürüyorum.

doodle-car-new-12.png
doodle-car-new-1.png

Otomobil; hızın, statünün ve kusursuz endüstriyel tasarımın güçlü bir simgesi. Benim için bu form, yalnızca bir obje değil; kolektif bir arzu ve kontrol fikrinin taşıyıcısı. Doodlecar’da, bu ikonik formu Venom’u andıran organik bir yapı ile sarıyorum. Sert, pürüzsüz ve hesaplanmış yüzey; akışkan, düzensiz ve kontrolsüz bir beden tarafından ele geçiriliyor. Bu müdahale bir süsleme değil; formun direncini kırmaya yönelik bir zorlamadır.

Dijital ortamda tasarlanan ve 3D baskıyla üretilen heykel, aylar süren fiziksel bir süreçten geçiyor. Zımpara, macun, boyama ve tekrar tekrar bozup yeniden yapma aşamaları, dijital kusursuzluk fikrini bilinçli olarak yıpratıyor. Doodle çizimler ise bu sürecin en içgüdüsel katmanını oluşturuyor; rastlantı, tekrar ve bilinçaltı burada görünür hale geliyor.

Doodlecar, readymade geleneğini bugünün üretim koşulları içinde yeniden düşünmeye çalışan bir iş. Bu noktada otomobil artık bir tasarım nesnesi değil; kontrol ile dürtü arasındaki gerilimi taşıyan, bozulmuş ve yeniden bedenlenmiş bir heykel olarak var oluyor.

Sonuç!

Bu noktada savunduğum şey şudur: İlk bakışta, eserin üretim tekniği ve kullanılan malzeme, bu işin hızlı tüketilebilecek bir ürün olduğu izlenimini verebilir. Ancak bir eserin hangi materyalle ve hangi teknikle üretildiği, onun hızına dair tek başına hiçbir şey söylemez. Bir işi eser yapan şey, üretiminde kullanılan zamanın uzunluğu ya da kısalığı değil; o zamanın nasıl yaşandığıdır.

Readymade kavramı, dışarıdan alınabilen, kolay ulaşılabilen bir nesnenin yalnızca işlevinden koparılarak başka bir anlam alanına taşınmasını ifade eder. Günümüz teknolojisinde filament de bu anlamda fabrikasyon bir readymade olarak düşünülebilir; seri üretilir, erişilebilirdir ve çoğunlukla hızlı tüketilen nesnelerle ilişkilendirilir. Ben bu çalışmada, filamenti bir heykel formuna dönüştürerek readymade kavramına farklı bir perspektiften yaklaşıyorum.

Burada itiraz ettiğim nokta, günümüz dünyasında “hızlı üretilmiş gibi görünen” bir nesnenin ya da eserin otomatik olarak değersiz kabul edilmesidir. Bu yaklaşımın, sanatın özünü kaçırdığını düşünüyorum. Bir eseri eser yapan şey, onun altında yatan hayal dünyasıdır. Malzemeler ve teknikler ise yalnızca bu hayalin dışa vurulduğu araçlardır.

bottom of page